Aydın Olay, Efeler Haberleri, Güncel Son Dakika, Gündem

Kentlerin virüsü

Kentlerin virüsü
Hüseyin AKSU
Hüseyin AKSU( huseyinaksu@gmail.com )
16 Ağustos 2020 - 12:11

Toprak mülkiyeti YÜZEYSELDİR ve iki boyutludur. Tapuda da alanı yazar. kadastroda YATAY ölçüleri yazılıdır. Yani tapu iki boyutludur. Üçüncü boyut Devletindir. Tapunun kaç yıldır kimde olduğu önemli değildir. Mülkiyetin üçüncü boyutu dikeydir. Yani yerin altı ile yerin üstüne ait imtiyazlar devlete aittir. Mülk sahibinin dikey hakkı; tarımsal amaçla kullanılacak kadar yer altı ve yer üstüdür. Yani, mahsulün yukarıya doğru boyu kadar yer senin tasarrufundadır. Yerin altında ise, tarım amacı ile sürdüğün derinlik kadarı senindir. Bundan ötesi devletin hükmündedir.

Yani senin tapunun yer altında “altın” madeni olsa, “petrol” olsa senin değildir. Yer altındaki suyu bile devletten izin alarak kullanırsın ve kendi arazindeki suya ruhsat alıp para ödersin. Arazinin üzerinden uçak geçti diye hak iddia edemezsin. Önce bunu açıklamış olalım. Buna bağlı olarak, arazi üzerinde yapılacak olan binaların gerek alanı ve gerekse yüksekliği, yani imar hakları kimsenin hakkı değil, devletin kararı ile olur. Şehirciliğin ilkelerine, yolların, sosyal donatı alanlarının oranına göre düzenlenir.

Şehirlerin büyümesi ile kentsel arsa rantı yağ lekesi gibi yayılır ve “bir liralık tarla olur bin lira”. bunun 999’u ranttır. Dünyada bu kadar kazançlı bir iş ve ekonomik faaliyet yoktur.

Bu rant kimin hakkıdır. ? İşte sorun buradadır. Herkes, imar hakkı nedeni ile oluşan spekülatif kazancın kendisinin hakkı olduğunu düşünür.

İmar hakkı kendi başına rantı yaratmaz, oraya, yol açılmazsa, pek değeri de olmaz. Yollar ne kadar mükemmel ve geniş olursa, “rant o kadar artar.. ayrıca, yeşil alanlar, otoparklar, meydanlar, sosyal alanlar, sağlık, eğitim alanları, ne kadar geniş ve rahat olursa; RANT o kadar büyür. Yani tarladan arsaya dönüşen malın değeri, çevresindeki oluşacak kentin nüfusu,  mükemmelliği, konforu ve rahatlığı ile artar.

Mükemmel bir kent parçası oluşması için, geniş yollar, büyük yeşil alanlar, bol otoparklar, pazaryerleri, sağlık, eğitim, ibadet alanları gerekir. Tüm bunları yapmak insanların hizmetine sunmak ise devletin yükümlülüğündedir, görevidir.

Senin, üç kuruşluk tarlanı, alacak; devlet imar verecek; yol açacak, altyapı yapacak, okullar, yeşil alanlarla donatacak, sağlık tesisleri kuracak ve sende 1 liralık yerin 1000 lira oldu diyerek afiyetle O parayı yiyeceksin. Daha doğrusu, hayatın boyunca çalışarak kazanamayacağın paralara kavuşacaksın.. Bu mu sizce HAK ?

Üstelik, bu yol, yeşil alan, meydan, otopark, okul, hastanelerin yapılması gereken arsalar için senin ucuz tarlandan kimse hiçbir parçayı almayacak, kemiksiz kullanacaksın.. Herkes yeşil alan çok olsun, otopark çok olsun, yollar geniş olsun ama benim arazimden gitmesin diyecek.

Ha birde şu var, kendi tarlasının bir bölümü bile yeşil alan olunca, feryat figan bağıracak, sonra, “yeşil alan çok olsun”, ama başkasının arazisinde olsun diyecek. “Yollar, otoparklar, meydanlar benden gitmesin” diyecek. Bunun adı sizce nedir.? Bencillikmi ? Mal mülk hırsımı ? Para için tüm değerlerini yok etmekmi ? Yoksa hepsimi.?

Şehircilikte, insanlara huzurlu, mükemmel bir yaşam ortamı hazırlamaya kalkarsanız. Alacağınız tepkiler bunlardır. Kimseye yaranamazsınız. Onlara rağmen, doğru ve bilimsel şehircilik yaparsanız, ortaya gerçekten insana layık, huzurla ve rahatlıkla yaşayacakları bir kent ortamı çıkar.

Sadece bu değil, böyle kusursuz bir kentteki, arsanız küçülse de, yarısından çoğu kamu hizmetlerine ayrılsa da, kalanının değeri misli misli artar. Ama, aç gözlülerin tepkisi bitmez. Onların gözü başkalarının elde ettiklerindedir. Kimse onlardan fazla para ve rant kazanmasın diye bakarlar. Hiçbiri “Allah razı olsun, be güzel bir kentte yaşıyorum” demez. Hakkını (varmış gibi) size helal etmez. Bedduasını esirgemez. Böyle yapmanın sosyal ve hukuksal bir cezası da yoktur. Bence, onların cezası, mahkeme-i kübrada kesilecektir.

Halbuki, kimsenin tavuğuna kış demeden, halk dalkavukluğu yapanlar, devletin kendilerine verdiği yetki ve imkanları bol keseden “oy avcılığı” için dağıtan; kente hiçbir hizmet vermeyen anlayış ise hep takdir görür. Düşman kazanmaz, ama, kentin ve halkın geleceğini karartır.

Burada anlattığım , yukarıda açıkladığım: Beş para etmez “tarlama imar ver”.. “Hepsi benim olsun”, “benden yol yeşil alan, otopark, meydanlar için yer alma”, “kemiksiz bana hediye et”. “Git başkalarından al”. “Bana çok yüksek kat ve imar ver”. “Zengin olayım”, diyenleri yani, kısır düşünceli, para için her türlü değerini satmaya hazır insanları dinleyerek şehircilik yaparsanız: ortaya bir çöplük çıkar. Kötü ve yaşanması zor bir şehir çıkar. O harisçe talep edenlerin arazileri daha değersiz hale düşer. Afedersiniz ama, pisliğin, zorluğun içinde yaşamaya başlarlar. Onu da bırakın, her gün ceplerinden daha çok para çıkar. Neden mi ?. Arabalarını koyacak yer bulamazlar, trafik cezası yerler, işlerine gitmek daha uzun sürer para kaybedeler, vs. Vs..

Şehircilikte, rantı yaratan kenttin büyümesi ile gelen talep artışıdır, ancak, imar kararlarını veren Devlettir. Devlet kararlarını verirken sizi “çamurun, pisliğin içine de gömebilir”, “sıkışık ve yaşanmaz bir ortamda hazırlayabilir”, ya da, “insanca , mutlu ve huzurlu yaşayabileceğiniz çok değerli mülk sahibi de yapabilir”. Öngörüsü kıt, kısa vadeli para hırsı aklının önüne geçenlerin aklına uyarsanız “popülizm” ile kentin ve kentinin geleceğini karartırsınız.

Tarafımdan hazırlanan “İmar ve İskan reformu” tasarılarında, her zaman bu gerçekleri vurguladım. “Kentsel rant” kavramını yok edecek düzenlemeler önerdim. Kent çevresinde “arazi kapatmak”, rant üzerinden “köşeyi dönmek” imkanlarının önünü kapatan bir model geliştirdim. Ama, kimsenin işine gelmedi: Bu nedenle Türkiye’deki şehirlerin durumu her geçen gün kötüye gidiyor.

Daha da fena olan ise, ülke milli ekonomisinden çok ama çok fazla kayba uğruyor. Şehirlerde yap-yık süreci nedeni ile, ülkenin kalkınmasına harcanacak paralar, önce gecekondulara ve çürük binalara, sonra kentsel dönüşümlere harcanıyor. Kolaylıkla ve planlı şekilde ucuza çözülecek ulaşım ve diğer yatırımlar, kenti daracık sokaklara sıkıştırıp on katı fazla maliyetle çözülmeye çalışılıyor.

Kafalar kolay değişmiyor. İnsanoğlu doğası gereği genellikle hırslı ve haristir. Bunu önlemek için doğru sistemler kurmak gerekir. Kontrolsüz kentsel rantlar, tahmin bile edemeyeceğiniz kadar büyük rakamlara ulaşır.  Örneğin 80’li yıllarda yaptığımız bir araştırmada; İstanbul’un gelecek 30 yılda üreteceği arsa rantının değerinin 4 trilyon dolara ulaştığı saptanmıştı. Bu dünyadaki mevcut paranın yarısından fazla bir rakam. Bu durumda, kentsel rantlar hem kenti hem devleti yönetir hale gelmektedir. Bu önlenmediği takdirde, vatandaş hep müşteki olacak, doğruyu yapanlara hakkını helal etmeyecektir. Ancak, bu arada , siyasi şeytanlar ve onların ekonomik uzantısı olan çevreler büyük vurgunlar vurarak, saçı bitmedik yetimin hakkını yemeye devam edecekler.

KÖŞE YAZARLARI

Sitemizde yayınlanan haberlerin telif hakları gazete ve haber kaynaklarına aittir, haberleri kopyalamayınız.